BLOG

Bildiğimiz Dünyanın Sonu

20.06.2016 Lewis Dartnell

 

Refah Dönemi

Tersiyle karşılaşmadıkça içinde yaşadığımız şartların ne kadar iyi olduğunu göremeyiz ve hayatımızdan çıkmadıkça yaşadıklarımızın değerini bilemeyiz.

Robinson Crusoe, Daniel Defoe

Dünyanın uzak bir köşesinde bir uçak kazası geçirseniz, hayatta kalmak için temel öncelikleriniz barınak, su ve yiyecek olurdu. İçinde yer aldığınız medeniyetin çöküşünden sonra da aynısı geçerli olacak. Yiyecek olmaksızın birkaç hafta ve içme suyu olmaksızın birkaç gün geçirmek mümkünken, kötü hava şartlarına yakalanmanız halinde birkaç saat içerisinde ölebilirsiniz. Britanya Özel Hava Birlikleri’nde (Special Air Service – SAS) çalışan bir uzman olan John “Havalı” Wiseman bana, “Bir kazadan sonra ayaklarının üzerindeysen hayatta kalmayı başardın demektir. Ama bunun ne kadar devam edeceği, ne bildiğine ve ne yaptığına bağlı,” demişti. Kitabın amaçları doğrultusunda, benim ve dünyadaki insanların %99’u gibi sizin de bir “Hazırlanan” olmadığınızı, yiyecek ve su stoklamadığınızı, evinizi bir kaleye çevirmediğinizi ve dünyanın sonuna hazırlanmak için başka bir hazırlık yapmadığınızı varsayacağım.

Peki baştan bir şeyler üretmek zorunda kalmaktan önceki hayati öneme sahip geçiş döneminde, kıyamet sonrası dünyada hayatta kalmanızı garantilemek için geriye kalan hangi artık parçaları toplamanız gerekiyor? Geri çekilmekte olan teknoloji dalgasının ardında bıraktıklarından hangilerini aramalısınız?

 

Barınak

Tahayyül ettiğimiz (insanların öldüğü ama çevremizdeki şeylere pek bir şey olmadığı) durumda, barınmak için bir yer bulmaya ihtiyacınız olması pek olası değil, zira kıyameti takiben boş bina konusunda bir sıkıntı olmayacaktır. Öte yandan yeni kıyafetler edinmek üzere hızla kamp malzemeleri satan bir dükkânı yağmalamanızda fayda var. Dünyanın sonunun gelmesinden sonra moda tamamen ihtiyaca yönelik olacaktır: Dışarıda ya da ısıtması olmayan yerlerde daha fazla vakit geçireceğinizden, içinde rahat edeceğiniz bol, dayanıklı pantolonlar; kat kat, sıcak tutacak üstler ve düzgün bir su geçirmez mont. Sağlam yürüyüş botları pek göz alıcı olmayabilir, ama kıyamet sonrasının dünyasında en çok istemeyeceğiniz şeylerden biri dengenizi kaybetmek ve bileğinizi burkmak. İlk birkaç yıl kıyafet edinmek için en uygun yerler henüz böcekler ya da nem tarafından mahvedilmemiş alışveriş merkezleri olacaktır. Bir alışveriş merkezinin çok derin iç mekânlarına uzanan mesafe uzundur ve ürünler buralarda zararlı unsurlardan korunur.

Sıcak kıyafetlerin dışında hayatta kalmak için en çok ihtiyacınız olan şey ateş. İnsanları soğuktan koruyan, bir ışık kaynağı olan, metalleri eritebilmemize, daha kolay sindirmek ve patojenlerden arındırmak için yiyecekleri pişirebilmemize olanak sağlayan ateş, insanlık tarihinde çok temel bir rol oynadı. Kıyametin hemen sonrasında, kıvılcım çıkarmak için sopaları birbirine sürtmek gibi doğada hayatta kalma becerileri edinmenize gerek yok. Bakkallarda ve evlerde ihtiyacınız olandan daha fazla kibrit ve daha yıllarca çalışmaya devam edecek kullan at çakmaklardan olacaktır.

Kibrit ya da çakmak bulamazsanız, topladığınız malzemelerle ateş yakmanın daha az alışıldık yöntemleri de mevcut. Güneşli bir günde bir büyüteci, gözlüklerinizi ya da hatta bir parça çikolata ya da diş macunuyla cilaladığınız bir gazoz şişesinin tabanını kullanarak güneş ışınlarını bir noktada toplayabilirsiniz. Kıvılcımlar, terk edilmiş bir arabanın aküsüne bağlanan takviye kablolarının birbirine dokundurulmasıyla üretilebilir ve bir mutfak dolabından alınan bulaşık teli, bir duman detektöründen çıkarılan 9 voltluk pillerin bağlantı uçlarına sürtüldüğünde kendiliğinden tutuşur. Daha önce insanların yaşadığı yerlerde pamuk, yün, çaput veya kâğıt gibi kolay alev alan malzemeler bol bol bulanacaktır; bunları vazelin, saç spreyi, tiner ya da birkaç damla benzine bulayarak daha da kolay alev almalarını sağlayabilirsiniz. Şehirde olsanız bile yakacak bir şeyler bulmakta zorlanmazsınız. İnsanların yaşadığı yerler mobilya ve ahşap aksamdan bahçelerdeki çalılara kadar yakacak malzemelerle doludur ve bunlar ısınmak ve yemek pişirmek için kullanılabilir.

Mesele ateş yakmak ve yanmaya devam etmesini sağlamaktan ziyade, bunu nerede yapacağınız. Yeni yapılmış evlerin büyük kısmında şömine yok. İhtiyacınız varsa metal bir çöp kutusunda ateş yakabilir veya bir mangal bulabilirsiniz. Kaldığınız yerin zemini betonsa halıyı kaldırıp doğrudan betonun üzerinde ateş yakabilirsiniz. Dumanın, (özellikle de sentetik kumaşlar ya da mobilyalarda kullanılan köpüklerden yakmak zorunda kalmışsanız) açık bir pencereden dışarı çıkmasını sağlamak zorundasınız. Ama en iyisi kaloriferle değil, ateşle ısıtılmak için donatılmış eski bir kulübe ya da köy evi bulmanız olacaktır; az sonra göreceğimiz üzere, kıyametten sonra şehirleri olabildiğince hızlı bir şekilde terk etmenin en önemli nedenlerinden biridir bu.

 

Su

Barınak bulduktan ve hava koşullarından korunma sağladıktan sonra listenizdeki ikinci şey temiz içme suyu bulmak olmalı. Belediye şebekesinden gelen su kesilmeden önce küvetiniz ve lavabonuz ile temiz tüm kovaları, hatta polietilenden üretilmiş güçlü çöp torbalarını doldurun. Bu acil durum su stoklarını, kirlenmemeleri için kapatmalı ve yosun tutmamaları için güneş ışığından korunmalısınız. Süpermarketlerden ve ofislerdeki sebillerden şişelenmiş su yağmalayabilirsiniz. Oteller ile spor salonlarındaki havuzlarda ve büyük binaların çoğunun altında bulunan su depoları da önemli su kaynaklarıdır. Zaman içerisinde bir zamanlar burun kıvırdığınız su kaynaklarına mecbur kalacaksınız. Hayatta kalan herkesin günde en az üç litre, sıcak bölgelerde ve efor sarf edildiği zamanlarda daha da fazla suya ihtiyacı olacak. Bunun sadece içmek için olduğunu, yemek yapmak ve yıkanmak için daha da fazlasına ihtiyacınız olduğunu da unutmayın.

Mühürlü bir şişenin içerisinde olmayan bütün suları arıtmalısınız. Suyu patojenlerden arıtmanın kesin bir yolu birkaç dakika boyu kaynatmaktır (ama bu yöntem kimyasal kirlenmeye karşı koruma sağlamaz). Öte yandan bu hem zaman alan hem de yakıt stoklarınızı hızla tüketecek bir yöntemdir. Afeti takiben tekrar düzeni kurmanızın ardından daha büyük miktarlarda suyu arıtmak için kullanabileceğiniz daha pratik ve uzun vadeli çözüm, filtreleme ve dezenfekte etme olacaktır. Bulanık göl ya da nehir sularını filtrelemek için plastik bir kova, metal bir varil ya da hatta iyi temizlenmiş bir çöp bidonu gibi yüksek bir kapla ilkel ama kullanışlı bir sistem kurabilirsiniz. Dibine küçük delikler açın ve bir dükkândan aldığınız odunkömüründen bir katman yapın. Kömürün üzerine birer katman ince kum ve çakıl döşeyin. Kabınıza suyu dökün, su bu katmanlardan geçtikçe içindeki parçacıkların çok büyük kısmı süzülecektir.

Filtrelediğiniz bu suyu suda bulunan patojenlerden arıtarak dezenfekte etmek için ilk seçenek, kamp malzemeleri satan dükkânlardan elde edebileceğiz iyot tabletleri ya da kristalleri gibi su arıtmak üzere geliştirilmiş malzemeler kullanmak. Bulamıyorsanız, ev temizliği için tasarlanmış klor temelli çamaşır suları gibi bir o kadar etkili olacak şaşırtıcı alternatifler var. Temel etken maddesi sodyum hipoklorit olan %5’lik bu beyazlatıcı sıvı çözeltiden sadece birkaç damla damlatmanız, bir litre suyu bir saat içerisinde dezenfekte edecektir. Öte yandan ürünün zehirli olabilecek parfüm ya da renklendirici gibi ek maddeler içermediğinden emin olmak için önce etiketini dikkatlice okuyun. Bir mutfak tezgâhının altında bulabileceğiniz birkaç litre çamaşır suyu, bir insana birkaç yıl yetecek binlerce litre suyu dezenfekte edebilir.

İçme suyunu dezenfekte etmek için, bir toptancıdan ya da spor salonu deposundan elde edilebilecek, yüzme havuzunu klorlamak için kullanılan ürünler de seyreltilerek kullanılabilir. Bu kalsiyum hipoklorit tozundan sadece bir tatlı kaşığı, 1.000 litre suyu dezenfekte etmek için yeterli (yine, mantarlara karşı ya da berraklaştırıcı herhangi bir katkı maddesi içermediğinden emin olun). Yeniden başlatma sürecinin ileriki dönemlerinde, kolaylıkla elde edilebilecek tüm klorlama malzemeleri tükendiğinde, bunları deniz suyu ve kireçtaşı kullanarak baştan nasıl üretebileceğinizi Onuncu Bölüm’de göreceğiz.

Plastik şişeler sadece suyu depolamak için değil sterilize etmek için de kullanılabilir. Kısaca SODIS (solar water disinfection) olarak bilinen güneşle dezenfekte etme yöntemi için sadece güneş ışığına ve ışık geçiren bir şişeye ihtiyacınız var ve bu yöntem, Dünya Sağlık Örgütü tarafından merkezi su dağıtımına sahip olmayan gelişmekte olan ülkeler için öneriliyor; bizim kıyamet sonrası dünyamız için de düşük teknolojili mükemmel bir seçenek. Bu yöntemde, temiz plastik şişelerin etiketlerini çıkarıyorsunuz –ama iki litreden büyük şişeleri kullanmayın, büyük şişelerde güneş ışığı şişenin içindeki suyun tamamına işlemeyecektir–, dezenfekte etmek istediğiniz suyu içine koyuyorsunuz ve güneşin altına yatırıyorsunuz. Güneş ışınlarının ultraviyole bileşenleri, mikro organizmaları öldürmekte son derece etkilidir ve suyun sıcaklığı 50°C’nin üzerine çıkarsa bu etki çok daha fazla artar. Bunun için kullanabileceğiniz iyi bir sistem, çatılarda kullanılan oluklu sac levhalara güneşe bakacak şekilde açı vermek ve su şişelerini olukların içine yerleştirmek. Levhayı siyaha boyamak da sıcaklığın sterilizasyon etkisini artıracaktır.

Öte yandan PVC gibi bazı plastikler ve cam ultraviyole ışınlarını engeller. Plastik şişenin dibine bakın, bugün birçoğu geri dönüşüm sembolüne sahip PETE’den (polietilen tereftalat) yapılanlar işinize yaramazlar. Parlak, dik gelen güneş ışığında bu yöntem suyu altı saat gibi bir sürede dezenfekte eder ama gökyüzü bulutluysa birkaç gün boyunca bırakmak en iyisi.